akıl, art, aşk, Ölüm, özel şiir, Bediüzzaman Said Nursi, ben olmadan, bilim, blog öneri, cesaret, dead, death, deneme, dergi, dersler, din, duygu, felsefe, fıkra, Genel, gerçek aşk, haram, helal, ihanet, inanç, insan, islam, kelebek, kitap, lonely, makale, mezar, mutluluk, nefret, okul, poem, poetry, psikoloji, rahat-ı gönül, sair, söz, sen, sensizlik, sohbet, sokrates, Tıp, Umut, yalnızlık, yasamak, yazar, yaşam, zaman, şair, şeref, şiir

Çabala-ma !

Stephan zwieg santranç’ta anlatır . Bir adam ve satranç.. Bir adam ve savaşı .. Beyninin odaları arasında kendi hatalarını azarlamakla , rekabet etmekle geçirdiği uzunca -bilirsiniz kelimelerin anlatamadığı uzunlukta- zaman, 4 ay . Ve o adamın sakin yanının, kibar yanının bu durumuna tezatı . Satranç adamına benzer olarak hepimizin savaştığı zamanlar olmuştur . Gizli benlikle savaş . Bazen bazı şeylerin bitmediği hissine kapıldığınız olmuyor mu ? Bazen sanki yalnızca tek bir an içinde takılmış gibi hissetmiyor musunuz ? Bu anlar içinde defalarca “keşke” “ah! ya…” demek…

Benim de hayal kırıklığına uğratmak istemediğim insanları kendi ellerimle paraladığım anları, terk edildiğim, vazgeçildiğim anları, hatta sevildiğim, saygı duyulduğum anları defalarca içimde tekrar edip onlar üzerine yeni kuramlar kurduğum zamanlar oldu .Kendimi hiçbir zaman bu geçmişi kurcalayan , geleceğe yön vermek isteyen benden kurtaramadım . Böyle düşünüldüğünde benim yalnızca bunu abarttığımı söyleyeceksiniz ancak abarttığımı düşünmüyorum. Biraz çevrenizi gözlemler ve hem kendinizi hem de çevrenizdeki insanları gözlemlediğinizde bir çok insanın aynı durumu yaşadığını fark edeceksiniz. Hata yaptığımızda içimizdeki sesler tarafından adeta azarlanıyoruz . Tıpkı onlar gibi bende yüzlerce anı cehennemi içinde her şeye sahip olduğum anı düşlemeye çalıştım . Öyle ki kimi zaman kimilerinin değersiz gördüğü cümleler üzerine yüzlerce tekrarlayan anı dizeleri oluşturmuşluğumun , İnsanların içine korku salacak cinste bir takıntı haline geldiği de olmuştur .

Bu kurgulanmış anılar belkide onları düşündüğüm için istemsiz buna yöneldiğim, belkide evrenin bana verdiği bir lanet gibi kimi zaman gerçekleşti. Bu kurgulanmış anıların evrende benim üzerimde oluşturduğu niyet kümesi içinden kimi zaman bazısının gerçek olması aslında şaşılacak şey değil. Bu gercekleşmeler aniden değil gözlerimin önünde yavaş yavaş olgunlaşarak ve gelişerek, kıvam buldular. Ve ben hayretle oluşturduğum manzara içinde sarhoş , bilinçsizce aklımda kurgulanmış benin söylediklerine iradesizce uydum . Akılların da sınırları vardır. Kurgunun bittiği yerde kendi başıma karar veremez yaşadığım anı yönetemez oluyordum . Bir şekilde kurgularım en mükemmeli yaşamak üzerine olsa da yaşadığım an var oluşuyla beni huzursuz eden, tekrar tekrar izlenmiş, sıkıcı bir film gibi geçiyor . Bitmek nedir bilmiyordu. Bitmek bilmeyen bu anıların olgunlaşması sürecinde hep “yaşamak istediğin mükemmel anda değil misin?” Diye soruyordum kendime. Ne var ki bu soruya verecek hiç bir yanıtım olmadığından sadece sormakla yetiniyor, oluşturduğum cehennem içinde ızdırap çekiyordum.

Zamanla bazı anıların benim değil çevremdeki insanların beklentileri üzerine bina edildiğini anladım. O zaman zihnimde tüm anılarımı bir araya getirmek onlar üzerine çeşitli gruplaşmalar yapmak isteği doğdu içime. Böylece bazı şeyleri daha açık görebilecektim. Her anıyı yüzlerce tekrara boğan ben için bu çokta zor değildi yalnızca bolca zaman gerekliydi . Ki ben Satranç’taki adam kadar aynılıklar içinde hapsolmasam da hepimizin bu pandemi sürecinde yaşadığı gibi bende aşağı yukarı her günü aynı yaşıyordum. Ve bu zamanı çoğaltıyordu .

Evet, sınıflandırıldığım anılardan ilk grup tatmin olmuşluğun verdiği mutluluğu tekrar tekrar hatırlamak isteğimden kafamda dönen tatlı anılardı. Bunlar enderdiler ve bazıları şüphe barındırıyordu. Bu tatminkar anılar, kısaca özetlemek gerekirse : kimi arkadaşla muhabbet, takdir edilmek hissi, sevgilinin güzel sözleri üzerine sakin anlardan ibaretti. Elbette insanın böyle anıları hatırlamak eyleminin garip olmadığı gerekçeleriyle bu anılar üzerine başta çok düşünmedim. Sonrasında bu anılarla ilgili fark ettiğim gerçeği ilerde anlatacağım .

İkinci grup anılar… İnsanların benden beklentilerini dile getirdikleri kısacık anlardan ibaretti . Ama bu anlar beni yapabilseydim ne olurdu nasıl tepki verirdi bundan mutluluk duyar mıydım gibi yüzlerce senaryo içine boğan anılardı. Bu ilk farkına vardığım gruptu ve irdeledikçe artan yüzlerce andan oluşuyordu. Bu dilekleri gerçekleştirmek isteğinin nereden geldiğine dair yüzlerce tahmin ve eleme yapıyordum ancak henüz hiç bir cevap bulamamıştım .

Bu iki grubun ardından hatalarımdan oluşan yeni bir grup geliyordu . Bu hatalar üzerine defalarca düşünüp onları yoluna koymak bir düzene oturtmak için harcadığım saatleri ancak bu gruplama sırasında fark edebilmiştim . Ne yazık ki bunlar gerçekleşmeyen kurgular oluyor ve bu bitmemişlik hissi daha da ızdıraplı hale gelmelerini sağlıyordu..

Sonuncusu, gerçekleşen kurgular. Var oluşlarına memnun olamadığım sıkıcı elde edilmişlikler. Bu sıkıcı elde edilmişlikler neydi neden böyle ızdırap veriyordu ? Defalarca sordum kitaplarda, resimlerde, insan eliyle yapılmış her düşünce ürününde hatta bazen yaratılmış canlılarda bunun bir izini aradım. Aramam gereken şeyin olgunlaşma olduğunu henüz anlıyorum. “Olgunlaşma çok kıymetli bir şeydir onu yapmalı” diyor ya yazar . Ben aslında o ilk anıların mutlulukların tekrar gerçekleşmesini dileyen, bu mutluklara başkalarının takdirini katmak, gösteriş yapmak değil yalnızca kendini ispat etmek uğruna hatalarının izlerini silmeye çalışan, zavallı ve ham bir çocukmuşum .

Bize her zaman mükemmel olmaya takıntılandırmalarından gelmiyor mu bu hamlık da ? Etrafımızdaki her şey bizi mükemmel olana yönlendirmek için yaratılmış tuzaklardan ibaret değil mi ? Yataktan mükemmel halimizle uyandıktan sonra en pahalı takılar ve en güzel ipek giysiler içinde helikopterimize binip en büyük şirketlerin en mühim işlerini yapmaya gitmeliyiz. Bu saçma kurguya götürülen bizlerin tatmin olacağını düşünüyor musunuz ?

Gerçekleşmiş anıların acı vermesinin nedenini böylece anlıyordum. Şüphe dolu olduğunu söylediğim mutluluk anıları aslında insanların nadiren takdir ve ilgi gösterdiği zamanlardı kimi gerçek olsa da çoğunlukla birer gösteriştiler ve bu kişinin aileden olması fark etmiyordu . Mutluluğun anlamının öğretilmediği ve okul derslerine nazaran hayat derslerinin kitaplarda yazılı olmaması nedeniyle , çocuk kalanların bu anıları mutluluk zannetmesi pek doğal değil midir ? Zamanla bu anıların yalnızca id’e / nefs’e /satranç tahtasının karşı tarafına sarhoşluk verici, mutluluktan uzak anlar olduğunu anladım.

Olgunlaşma ile ilgili söylediklerim , sizi benim olgunlaştığımı düşündüğüm sonucuna vardırmasın. Zaman içinde sürüklenen bizler adına olgunlaşmanın yolda yürümek olduğunu düşüyorum . İnsanları memnun etmeye çalışmanın dışında bir amacı arayan, sürüklenmekten vazgeçip doğrularak yürümeye çalışan, yolu ve içindekileri fark eden kişilerin, olgunlaşmaya yaklaştığını düşünüyorum . Bu yolun farkına varmak bile başlı başına bir olgunlaşmadır . belkide biz zavallı insanlar hiç bir zaman olgunlaşmış olmayacağız . Belkide olgunlaşma zamanın durduğu yerde mümkün olacaktır, kim bilir . zamanın durduğu yere varana dek umarım gayenizi bulmuş ve gerçekten yaşamış insanlardan olursunuz . Benim yaşanmışlığım içinde , işinize yara mı bilmem ama , sizin için iki tavsiyem var :

Öncelikle kendinizi affedin . siz bu dünyaya oldukça acemi geldiniz ve hata yapmanız gayet normal . hata yapmayan bir insan yoktur ve zaten hata yapmak insan olmanın doğasında vardır . Hatalar; deneyimlerini aktarmakla binlerce yıl var olmuş insan oğlu için olabilicek en doğru öğrenme yöntemidir . Onlara şükran duymalıyız bizi biz yaptıkları için . Izdırap veren acılara minnettarlık duyarak onlarla vedalaşın . Bunun kolay olduğunu veya hemen olacağını söylemiyorum ama ne zaman kendinizi güçsüz ve beceriksiz olarak yargılarsanız o zaman kendinize bir çocuğa merhamet eder gibi merhamet edin . “Olabilir hata yaptın ama yarın daha güzel bir gün olacak , tekrar deneyeceğim ve başarısız olursam kendimi yine affedeceğim” deyin . Elinizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra elbette ne az ne de çok…

Fikirlerinizle, kendinizi var etmek için savaşın .Elinizden gelmeyen içinse çabalamayın.. En mükemmeli olmaya çalışmayın.. Güzel olan her şeye sahip olmaya çalışmayın. Sahip olduklarınızla tatmin olun. Çünkü en güzel şeyler birer illüzyondur. Modern illüzyonlar. Hayatınızı kendi gerçekliğinizde yaşayın kimse olmayın kendinizden başkasına benzemeyin, modaya bile .. Başka görüşlerin gölgesi altında değil kendi fikirlerinizin ufkunda yaşamayı öğrendiğinizde hayat zaten en mükemmeli olur. Yalnızca sana ait olan mükemmellikten söz ediyorum.

Şükran Turan

“Çabala-ma !” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s